13 Ağustos 2026
  • İzmir36°C
  • İstanbul31°C
  • Antalya36°C
  • Ankara28°C

AKDENİZ AKŞAMLARI’NDAN GHOSTING'E

ALANÇA İŞCANLI

13 Ağustos 2026 Perşembe 13:14

Yaz aşkları… Yaz ayının gelmesiyle birlikte insanın içini kıpır kıpır yapan, belki de bütün kış iple çektiği; kısa süreli, yoğun ve tutkulu romantik ilişkilerdir. Adında yazı taşıdığı gibi, biraz da yaz yağmurlarına benzerler: Bir anda bastırır, insanı sırılsıklam eder, ortalığı romantizme boğar ama ne kadar süreceği hiç belli değildir. (bütün bir yaz bir daha uğramayadabilirler)

Belki de aşkı güzel yapan biraz da yaz mevsimidir. Güneş tepede, deniz karşımızda, elimizde soğuk bir içecek… Üstelik şehirden, işten, trafikten, sorumluluklardan uzaktayız. Tatildeyiz. Ertesi sabah işe gitmek zorunda değiliz. Kimse bizden bir şey beklemiyor. Birkaç günlüğüne hayatımızın geri kalanını askıya almışız. Böyle bir ortamda insanın âşık olmaması biraz ayıp bile sayılabilir.

Üstelik yaz aşklarının en güzel tarafı, geleceği çok fazla düşünmek zorunda olmamaktır. Çünkü tatil kısadır. Güneş batarken sahilde başlayan bir sohbet, ertesi gün denizde devam eder; akşam yemeği, gece yürüyüşü derken birkaç gün içinde yıllardır tanışıyormuş hissine kapılabilirsiniz. Sonra o meşhur cümle gelir:

“Dönünce mutlaka görüşelim.”

İşte tam burada yaz aşkının romantik hikâyesi, şehir hayatının gerçekleriyle tanışmaya başlar.

Peki kaç yaz aşkı gerçekten şehre dönebildi? Kimler tatilde verilen o sözün arkasında durup İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de gerçekten buluştu? Ben size söyleyeyim; çoğu birkaç hafta mesajlaşmaya devam etti, eser miktarda bir kısım “Görüşelim mutlaka” cümlesini Instagram hikaye beğenilerine taşıdı, geri kalan güruh ise daha yaz bitmeden sessiz sedasız ortadan kayboldu.

Buraya kadar tanıdık geldi mi? E bu romantikleştirdiğimiz üzerine filmler yapılan tanım baya baya bizim lovebombing ve sonrasında gelen ghosting! Hem de kötü haber artık sadece yaz mevsimi ile sınırlı değil tabiri caizse; yazımızı kışa çeviriyor.

İnanmıyorsanız romantik dönem yaz aşkı ile yeni dönem aşk terimlerini uygulamalı örnekle kıyaslayalım.

Kızımız ile esas oğlumuz yazlık yerde tanışır. O klişe akşamüstü sahilde toplanılır, ateş yakılır ve dönemin aşk oku olan gitar çıkar. Oğlumuz da başlar “Akdeniz Akşamları” çalmaya. İçimiz eriyor değil mi? Özellikle bizden bir iki jenerasyon üstte olanların gençlik hikâyelerini düşününce, bundan daha romantik ne olabilir?

E ama bu benching!

Nedir bu benching? En basit haliyle yedekte tutmak. Birisiyle flört ederken, kendisine daha uygun bir partner bulma ihtimaline karşı başka insanlarla da flört etmek ve flört ettiği kişileri yedekte tutmak.

Ama bizim esas oğlanın şu an kızımızla bir aşk yaşadığı falan yok. Kendisi henüz aday taramasında. Sahilde gitarını çalarken bir yandan “Akdeniz Akşamları”nı söylüyor, bir yandan da gözleri fıldır fıldır etrafta. Kim güzel, kim yalnız, kim göz göze geldi, kim gülümsedi…

Derken esas oğlan kızımızı gözüne kestirir. Artık aday taraması bitmiş, sıra romantizme gelmiştir. Eski dönem yaz aşklarında bunun da kendine has ritüelleri vardır: gün batımı izlenir, “Sen diğerlerinden çok farklısın” denir. Tatilin daha üçüncü gününde “Seni bir daha bırakmam”, “Bu tatilden sonra da mutlaka görüşeceğiz” gibi büyük laflar edilir. Hatta romantizmin dozu biraz kaçarsa “daha evvel hiç böyle hissetmemiştim” kartı bile oynanabilir.

Eveeet nedir bu; lovebombing!

Yani karşındaki kişiye kısa sürede yoğun ilgi, iltifat, sevgi ve gelecek vaatleri yağdırmak. Eskiden “Büyük aşk” dediğimiz şeyin bugünkü karşılığı biraz daha teknik: love bombing. (ya da maymun gözünü açtı da diyebiliriz)

Eski yaz aşkının esas oğlanı gitarını alıp “Akdeniz Akşamları” çalıyordu; bugünün esas oğlanı ise sabah günaydın mesajı, öğlen iltifat, akşam gelecek planıyla çalışıyor. Yöntem değişti ama bombardıman aynı.

Ama her güzel yaz akşamının bir sabahı, her kışın bir baharı olduğu gibi, bu yoğun romantizmin de bir sonrası var…

Ghosting.

Eskiden bunun adı daha basitti: Tatil biter, herkes memleketine döner, “Şehirde mutlaka görüşelim” denir ve sonra… ses seda çıkmazdı.

Bugün ise tatilin bitmesini beklemeye bile gerek yok. İnsan hâlâ aynı şehirde, hatta aynı WhatsApp grubunda olabilir. Sadece bir gün önce “Seni bırakmam” diyen esas oğlan, ertesi gün mesajlara cevap vermemeye başlar. En vahimi ise ghosting yemek değil, ghosting yerken gösterdiğimiz o masumiyet: “Acaba başına bir şey mi geldi? Kesin telefonu bozuldu.” “Ah canım kesin toplantısı uzadı” Halisünasyonları. Çünkü insan, “Artık beni istemiyor” ihtimalini kabul etmek yerine karşı tarafa küçük bir doğal afet senaryosu yazmayı kendi açısından daha tatmin edici buluyor. Bize yazmama ihtimalindense araba çarpma ihtimali bile sempatik gelebiliyor. En azından araba çarptıysa mesele ben değilim… (:

Gördüğünüz gibi; benching, love bombing, gaslighting, ghosting… Günümüz flört dünyasının modern sözlüğünde bir sürü terim var. Peki gerçekten hepsi modern dönemde mi belirdi hayatımızda?

Belki de bizden önceki nesiller daha romantik değildi. Sadece onların aşk hikâyelerine biraz uzaktan bakıyoruz. Aradan yıllar geçince kavga kısmını, kıskançlığı, tehditleri, bekletmeleri unutuyor; geriye mektupları, şiirleri, şarkıları ve büyük aşk hikâyelerini bırakıyoruz. Biz bugün “ghosting” diyoruz, belki onlar “talihsiz bir ayrılık” diyordu. Biz “love bombing” diyoruz, onlar “büyük aşk” diyordu.

Kim bilir, belki bugün yaşadığımız ve bize son derece sıradan, hatta yer yer sinir bozucu gelen ilişkiler de bundan 50 yıl sonra birilerinin gözünde romantik birer hikâyeye dönüşecek. Bugünün “görüldü atıp dönmedi”si, yarının nostaljik aşk hikâyesi olarak Canberk dede tarafından torunlarına anlatılabilir.

Bunu anlamanın en güzel yolu da geçmişe bakmak. Hem de öyle uzaktan uzağa değil; Napolyon Bonapart’ın aşk mektuplarına yakından bakarak.

Çünkü Büyük Adamların Aşk Mektupları kitabındaki Napolyon’un mektuplarından birini okuduğunuzda; (ben geçtiğimiz günlerde okudum ve hayret içinde kaldım) içinde love bombing de var, kıskançlık da, tehdit de, iftira da… Kısacası adam tek mektupta modern flört sözlüğünün neredeyse bütün kelimelerini kullanmış.

Demek ki mesele yeni değilmiş, sadece isimleri yeniymiş.

Haftaya Napolyon’un aşk mektubunu birlikte inceleyelim. Bakalım 200 yıl önce yazılmış bir mektubu bugünün ilişki terimleriyle okumaya kalkınca karşımıza nasıl bir “red flag” dosyası çıkacak

Romantik mi, toksik mi, yoksa Napolyon mu? Haftaya birlikte karar veriyoruz!

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.