BEYAZ KİRAZIN BAŞKENTİ KONYA-EREĞLİ

DURSUN ÖZDEN
08 Temmuz 2026 Çarşamba 09:32
Tarihi Konya-Tuz Gölü Havzası içinde yer alan, su yapıları içinde; Apa Barajı, Çumra Bendi, Karatay Su Sistemi, Beyşehir Gölü Barajı ve Eflatun-Hitit Havuzu, Meke Gölü ve İvriz Su Gözeleri bulunmaktadır. Bunların başında yer alan; içinden Toros Dağ suları akan, İvriz Kaya Kabartma Anıtı ve Bereket Tanrısı SANTAJ bizi çağırıyor… Beyaz kirazın başkenti olan 100 bini aşkın nüfuslu Ereğli’de, bereketli topraklara can veren İvriz karız suları, zamanımızdan 3 bin iki yüz yıldır nice uygarlıklara tanıklık etmiştir. Anadolu’nun doğal güvenlik kuşağı Toros Dağları’na sırtına yaslayan ve Orta Anadolu’nun aydınlık yüzü olan Ereğli’ye ulaşım oldukça kolaydır. YHT ile Ereğli’ye ulaşım daha hızlı ve konforlu olacaktır…
İvriz Tarihi Su Medeniyeti
Beyaz kirazın başkenti olarak bilinen Ereğli, Konya ilinin güneydoğusunda yer almaktadır. İlçenin kuzeyinde Emirgazi, doğusunda Niğde, güneyinde Karaman ve Halkapınar, batısında ise Karapınar bulunmaktadır. Konya'ya 150 kilometre (93 mi) uzaklıktadır.
İlçe adını, Bizans İmparatoru Herakleios'tan alır, bu ad ise Yunan mitolojisinde yarı tanrılaşmış bir kahraman olan Herakles'ten gelmektedir. “Herakleion” kelimesi zaman içinde Türkçenin ses yapısına uygun olarak sırasıyla; Herakle, İrakle, Eregle, Eregli, Eregliyye ve son olarak Ereğli şeklini almıştır.
Evliya Çelebi Seyahatnamesinde ise I. Alaeddin Keykubad'ın Ereğli'den bir sefer dönüşü geçerken Peygamber Pınar'ı denilen (şu anda Akhüyük köyünde bulunan) çamurun, yaralı askerlerinin yaralarına şifa olduğundan dolayı buraya Erkili (Ereğli) dediği için adını buradan aldığı yazılır.
Tarih boyunca Hitit, Asur, Kimmer, Frig, Lidya, Pers, İskender İmparatorluğu, Roma İmparatorluğu ve Bizans idaresinde bulunmuş Ereğli, 9 asırda Bizans ile Abbasiler arasındaki mücadeleye sahne oldu. Anadolu Selçukluları zamanında Türklerin idaresine giren ve 1211 ve 1216 yılları arasında Kilikya Ermeni Krallığı işgalinde kalan Ereğli, Anadolu Beylikleri zamanında Nure Sufi Bey'in kurduğu Karamanoğlu Beyliğinin 1250 ve 1256 yılları arasındaki ilk başkenti olmuştur. İlçe, Fatih Sultan Mehmet devrinde Osmanlı topraklarına katıldı. 1553'te Kanuni Sultan Süleyman İran seferi dönüşünde çadır kurup konaklamış ve oğlu Şehzade Mustafa'yı Ereğli'de boğdurtmuştur. 1700lü yıllarda konar göçer Bekdik Türkmenleri yoğun olarak zorunlu iskana tabi tutulmuştur. Bağdat Demiryolu'nun ilçeden geçmesi ile Ereğli'nin önemi daha da arttı. Osmanlı Devleti'nin son döneminde Konya vilayetine bağlı bir kaza merkezi olan Ereğli, Cumhuriyet döneminde de ilçe olma durumunu devam ettirdi.
Ereğli ilçe merkezinin deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 1.055 metredir. Ereğli'nin nüfusu 148.161'dir (95.734'ü merkezde). İlçenin yüzölçümü 2.214 km²dir.50’si kırsalda olmak üzere toplam 87 mahallesi bulunan ilçenin halkının yarıdan fazlası geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlamaktadır. İlçenin en önemli akarsuyu İvriz Çayı üzerinde kurulu olan İvriz Barajı, Ereğli'de hem tarım alanlarını sulamakta hem de içme suyu ihtiyacını karşılamaktadır. İlçede baklagiller, sanayi bitkileri, meyve, sebze ve yem bitkileri yetiştirilmektedir. Ereğli'de yetiştirilen kirazların bir bölümü ihraç edilmektedir.
Ereğli, Güney Kore'nin Kwangjin kenti ile kardeş şehir anlaşması imzalamıştır. Ayrıca şehir merkezinde Kwangjin Kardeşlik Parkı adı altında, bir kardeşlik parkı mevcuttur. Gezip görmeye değer…
Kaya Anıtı, Konya’nın Ereğli ilçesine 12 km. uzaklıkta, İvriz Karız Suyu’nun kaynak başındadır. Geç Hitit dönemi eseridir. M.Ö. VIII. yüzyıla tarihlenmektedir. 6.08 m. yüksekliğindeki kabartmada, Warpalavas’ın bereket tanrısı Santaj’a şükranı anlatılmaktadır. Öyle bir su düşünün ki yazın en sıcak günlerinde, içerisinde kısa süreyle bekleyen karpuzu, tam ortadan ikiye çatlatsın. Öyle bir su hayal edin ki içine giren insanı, üçüncü dakikadan itibaren, soğukluğuyla ölüm tehlikesi altında bıraksın ve bir süre sonrasında da kan dolaşımını durdurarak hayati fonksiyonlarını ciddi anlamda tahrip etsin.
Bahsettiğim bu su; M.Ö. 1189’da geç Hitit döneminde kaya altında oyularak yapılan “İvriz Karız Suyu”dur. Toroslar’ın kuzey yamaçlarında, adını verdiği İvriz Köyü’nde, ancak tek insanın girebileceği büyüklükteki bir taş mağaranın içinden yeryüzüne çıkıyor ve binlerce hektarlık tarım alanının sulanmasına, yüz bin kişinin üzerinde bir nüfusun içme suyunun sağlanmasına, hatta bir zamanlar Konya Ereğli Sümerbank Fabrikası’nın elektrik enerjisinin dahi üretilmesine kaynak sağlıyor. Ereğli’de, Türkiye’nin ilk yatılı okullarından biri olan eski İVRİZ KÖY ENSTİTÜSÜ’nün izlerini görmek mümkündür…
İvriz (Aydınkent) Köyü, uzun yıllardır Konya’nın Ereğli ilçesine bağlı idi. Bir süre önce, yine Ereğli’nin bir başka kasabası olan Halkapınar (Zanapa)’ın ilçe ilan edilmesi üzerine, İvriz de bu yeni ilçe sınırları içine dahil edildi.Kavaklıdere Şarapları’nın birçok markasının şişe etiketindeki tarihi kaya anıtı resmini sanırım birçoğumuz görmüşüzdür ya da gördüğümüzde yabancılık çekmeyiz. İşte bu anıt da, beldede bulunan “İvriz Kaya Anıtı”dır.
İvriz Kaya Anıtı, dünya tarihinin ilk yazılı kabartma kaya anıtıdır. Yine dünyanın en eski ziraat anıtlarından birisi olma özelliğine sahiptir. Hititler zamanında, Tuvana kralı Warpalawas tarafından, tam 2800 yıl önce, yani M.Ö. 8. y.y.’da yaptırılmıştır.Ereğli Müze Müdürlüğü kaynaklarından edindiğim bilgilere göre; anıt, Bereket Tanrısı Tarhundas ile onun karşısında ibadet eden Kral Warpalawas figürlerinden oluşur. Hitit hiyeroglif yazısı ile yazılmış olan bölümde ise “ben hakim ve kahraman Tuvana Kralı Warpalawas, sarayda bir prens iken bu asmaları diktim, Tarhundas onlara bolluk ve bereket versin” ibaresi bulunur. Yine kabartma anıtta, Hitit sanatından başka Arami Asur ve Frig sanatının etkileri de göze çarpar. Kral ve bereket tanrısının ellerinde başak ve salkımlar görülmektedir.
Dünya medeniyetinin, insanlık aleminin köklerinin, tarım çalışmalarının, şarapçılığın, bira üretiminin temellerinin, orijininin başka adresler olduğunu iddia edenlere ne güzel ispatlardır değil mi bunlar? Ve bu kaya anıtından bihaber milyonlarca Anadolu insanı, milyonlarca Türk vatandaşı varken maalesef, her sene hatırı sayılır miktarda yabancı turist burayı görmeye ve anlamaya gelir.Anıt korumasızdır. Sapan taşlarına, havalı tüfek saçmalarına ve fişeklere hedef olan yerleri vardır. Sahip olduğumuz binlerce hazine gibi dünya insanlık tarihi açısından son derece önemli olan ‘İvriz Kaya Anıtı’nı da ne adam gibi koruyabildiğimizi, ne de reklamını yapıp ulusal ekonomiye turistik katkı anlamında kazandırabildiğimizi söyleyebilmemiz maalesef mümkün değildir.
Anıtın ön kısmındaki toprak parçasının dikdörtgen şeklinde oyuk olduğunu görebiliriz. Bunun sebebi ise Anıtkabir’in yapımı aşamasında, Atatürk’ün mezarına Türkiye’nin farklı yerlerinden toprak götürme projesi kapsamında, İvriz toprağından da bu onurlu katkının yapılmış olmasıdır. O kısım doldurulmamış ve halen de öyle kalmış durumdadır.
Kaynaktan çıkıp, İvriz Çayı adını alan yüksek kalitedeki su tüm Ereğli Ovası’na hayat verir. Hemen kaynak çevresinde yemyeşil bir cennet oluşturur. Mağaranın çevresindeki ağaçlara bez parçaları bağlayıp dilek tutanlar pek çoktur.İvriz Köyü piknik alanında, her tarafınızdan sular akan ve kol mesafesinde fındık ağaçlarıyla kaplı bir küçük vadide, çevre yaz sıcağıyla kavrulurken siz kazaklarla oturmak durumunda kalabilirsiniz. Burada aynı zamanda kendi alabalık havuzlarından servis ettikleri mönüleriyle kır restoranı şeklindeki tesisler de oldukça caziptir.
Izgarada ya da tereyağında pişirilmiş alabalık yenilebilir. Ben ikinci metodu şiddetle tavsiye ederim. Sumak ve kırmızı biberli çoban salatalarını, hakiki Ereğli şalgam sularını sipariş edip yanında da tercihinize göre rakınızı, biranızı, kolanızı keyifle yudumlayabilirsiniz.
İlçe Türkler tarafından fetih olunmadan önce şimdiki Karayusuflu ve Büyükdoğan Köyleri arasındaki Bizanslıların kurduğu Anari şehrinde bulunmaktaydı. O dönemde şehrin yerleşim ve yönetim merkezi Anari şehridir. Anari Kralının çok sevdiği, güzel kızı ölünce adına bugünkü İlçemizde Zengi adında bir mabet inşaa ettirilir. Halk ayin günlerinde Zengi mabedinde bulunurlarmış. Zengi sözü zaman zaman değişime uğrayarak Zanapa`ya dönüşmüştür. Bölge sık sık istila ve işgallere uğradığından zamanın Zengi mabedi yıkılmış, tekrar yapılmış, daha sonra tekrar yıkılmıştır. Yapılan araştırmalarda bütün bunları ispatlayan bronz bir para bulunmuştur. Paranın bir yüzünde kız resmi, diğer yüzünde ise zengi ibaresi vardır.
Kurtuluş savaşından sonra Halkapınar; Konya İli, Ereğli İlçesine bağlı bir Nahiye olarak, 1954 yılında kurulan belediye teşkilatı ile de bir Kasaba olarak örgütlenmiştir. İlçenin Zanapa olan eski ismi 1962 yılında degiştirilerek bugünkü Halkapınar adını almıştır.Bölgedeki tarım alanlarının verimli bir kısmı 1985 yılında işletmeye açılan İvriz Baraji alanında kalmıştır. Bu da halkın bir kısmının Mersin ve Ereğli başta olmak üzere büyük şehirlere göçmesine neden olmuştur.
Sulama amaçlı İvriz Barajı, Türkiye’nin sayılı barajlarından biridir. Tabi genel susuzluk ve küresel ısınma belasından nasibini burası da fazlaca almıştır. Yine baraj çevresindeki çamlıklarda da piknik ve mesire alanları mevcut bulunur.
Ereğli’den İvriz’e gitmek için katedilen yaklaşık on iki kilometrelik köy yolu gerçekten de apayrı bir zevk unsurudur. Her iki yanı yemyeşil elma ve kiraz bahçeleri ile bezeli, kıvrılarak giden yol asfalt kaplıdır. Yol üzerinde kiraz satan, özellikle de mevsimi ise Ereğli’nin meşhur beyaz kirazından satan köylülere rastlamak mümkündür.
Son olarak yine yol üzerinde, biraz içerde kalan eski İvriz Köy Enstitüsü ve şimdiki İvriz Öğretmen Okulu’nu da birkaç cümle ile anmadan geçemeyeceğim. Eminim ki yazımın başlığını dahi okuduğunda yürekleri pırpır etmiş olan çok değerli emekli öğretmenlerim olmuştur okurlar arasında. Bu okul, Türkiye’nin ilk yatılı Köy Enstitülerinden ve en meşhurlarından biridir. Bir süre sonra İvriz Öğretmen Okulu adını almış ve uzun yıllar da yine bu kimliğiyle Türk Milli Eğitimi’ne sayısız öğretmenler ve yazarlar kazandırmıştır. Köy Enstitüleri yaniden eğitim hayatına girmelidir…
Bölgeye yakın olanlar için bir hafta sonu kaçamağı yapmaya bence çok değer. Uzak olanlar ise mutlaka bir gün bir vesile ile Toros Dağları’nın sırtına yaslanmış bu gizli ve saklı cennet bahçesini görmeliler diye düşünmekteyim.
KONYA-EREĞLİ GEZİ REHBERİ
Konya’nın doğusunda yer alan Ereğli; tarihi, kültürü, ziraatı ve doğal zenginlikleriyle dikkat çeken köklü bir yerleşim yeridir. Anadolu’nun en eski şehirlerinden biri olarak bilinen ilçe, Hititler, Roma, Bizans, Selçuklu, Karamanoğlu, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu geçmişin izleri, ilçede yer alan İvriz Kaya Anıtı gibi önemli arkeolojik kalıntılarda açıkça görülmektedir. Coğrafi konumu sayesinde İç Anadolu ile Akdeniz arasında bir geçit görevi üstlenen Ereğli, tarih boyunca stratejik önemini korumuştur. Tarıma elverişli geniş ovaları ve verimli toprakları ile bölgenin ekonomik yapısında önemli bir yere sahiptir.
Ereğli aynı zamanda kültürel çeşitliliği ve misafirperver insanlarıyla da öne çıkar. Geleneksel yaşam tarzının modern yaşamla harmanlandığı ilçede, yerel pazarlar, festivaller ve el sanatları gibi unsurlar günlük yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır. Özellikle dut pekmezi, üzüm bağları ve yöresel yemekleriyle gastronomi meraklılarının ilgisini çeker. Doğal güzellikler açısından da zengin olan Ereğli, Akgöl Sazlığı gibi sulak alanlara ev sahipliği yaparak kuş gözlemciliği ve doğa yürüyüşleri için ideal fırsatlar sağlar. Hem tarihî hem de doğal dokusuyla Konya Ereğli, keşfetmeye değer bir Anadolu ilçesidir.
Akgöl Sazlığı
Ereğli’ye yaklaşık 20 kilometre mesafede bulunan Akgöl Sazlığı, Konya'nın nadir sulak alanlarından biridir. Göçmen kuşların dinlenme ve üreme alanı olarak büyük öneme sahip bu bölge, özellikle kuş gözlemcileri için eşsiz fırsatlar barındırır. Flamingo, angıt, yeşilbaş ördek gibi onlarca tür bu bölgede gözlemlenebilir. Göl ve çevresindeki sazlıklar, ziyaretçilere adeta bir doğa belgeselinin içindeymiş hissi verir.
Yürüyüş yolları ve manzara izleme noktaları ile Akgöl, fotoğrafçılar ve doğa severler için vazgeçilmez bir duraktır. Sessizlik içinde doğayı izlemek ya da sabah serinliğinde göl çevresinde yürüyüş yapmak isteyenler için ideal bir ortam olur. Sulak alanın korunması, biyolojik çeşitliliğin devamı açısından da büyük önem taşır. Akgöl, Ereğli’nin doğal güzelliklerini keşfetmek isteyenlerin ilk uğraması gereken yerlerden biridir.
Atatürk Kültür Parkı
Atatürk Kültür Parkı, Ereğli merkezde geniş bir alan üzerine kurulmuş, kent halkının nefes aldığı yerlerin başında gelir. Ağaçlarla çevrili yürüyüş yolları, dinlenme bankları, çocuk oyun alanları ve spor sahalarıyla ailelerin uğrak noktasıdır. Özellikle hafta sonları park içinde piknik yapan, yürüyüşe çıkan veya spor yapan insanlarla dolup taşar. Temiz havası ve düzenli yapısı ile kentin içinde doğayla buluşmak isteyenler için idealdir.Parkta zaman zaman çeşitli kültürel etkinlikler de düzenlenir. Açık hava konserleri, el sanatları sergileri ya da çocuk tiyatroları gibi aktiviteler sayesinde sosyal bir cazibe merkezi hâline gelmiştir. Özellikle akşam saatlerinde ışıklandırılmış yolları ve ferah atmosferiyle hem dinlenmek hem de sosyalleşmek isteyenlerin tercih ettiği bir alandır. Gündelik yaşamın yoğunluğundan uzaklaşmak için birebirdir.
Yöresel Pazar
Ereğli’nin en canlı ve geleneksel alanlarından biri olan yöresel pazar, ilçenin kültürel zenginliğini yakından görmek isteyenler için ideal bir noktadır. Haftanın belirli günlerinde kurulan pazarda, yerli halk kendi bahçesinde ürettiği taze sebzeleri, meyveleri ve ev yapımı ürünleri satışa çıkarır. Yöreye özgü reçeller, pekmezler ve el işi ürünlerle tezgâhlar oldukça renklidir.Pazar sadece alışveriş yapmak için değil, Ereğli insanıyla doğrudan temas kurmak için de iyi bir fırsat olur. Pazarda satıcılarla yapılan sohbetler, yöresel ağızla söylenen kelimeler ve samimi ilişkiler sayesinde ziyaretçiler kendini kısa sürede ortama ait hisseder. Alışverişin ötesinde bir deneyim yaşamak isteyenler için geleneksel pazar kültürü oldukça öğretici ve keyiflidir.
Ereğli Beyaz Kirazı
Ereğli ilçesiyle özdeşleşmiş değerli bir kiraz çeşididir. Ülkemizde en fazla yetiştirildiği yer Konya’nın Ereğli ilçesidir. İlçede, özellikle Torosların eteklerinde, çok iyi yetişme alanları bulmuştur. Beyaz kirazın, Kırım’dan göç eden insanlar tarafından ülkemize getirildiği tahmin edilmektedir. Son verilere göre ilçede yıllık üretim yaklaşık dokuz-on bin tondur. İlçenin en önemli gelir kaynaklarındandır. Çeşidin Ereğli ilçesinden sonra en fazla yetiştirildiği yer Akşehir ilçesidir. Dünyada üretim alanı ve miktarı ile ilgili sağlıklı veriler bulunmamakla birlikte yapılan literatür incelemelerine göre en fazla üretimin yine Ereğli’de olduğu tahmin edilmektedir.
Ağaçları kuvvetli gelişen beyaz kiraz ağaçları aynı zamanda çok verimlidir. Meyveleri sulu ve orta iriliktedir. Meyve eti sert ve çatlamaya dayanıklıdır. Olgun meyveleri sarı renk aldığı için ülkemizde “beyaz kiraz” olarak adlandırılır. Çeşidin uluslararası ismi ise “Starks Gold”dur. Hastalık ve zararlılara dayanımı yüksektir. Diğer kiraz çeşitleri için iyi bir dölleyicidir. Özellikle ülkemizde bol miktarda yetiştirilen ve büyük bölümü ihraç edilen 900 kiraz çeşidinin en iyi dölleyicisidir.
Kiraz çeşitleri genellikle sofralık olarak değerlendirilirken, Beyaz Kiraz daha çok sanayide kullanılır. Meyveleri alkollü içkilerde aroma verici olarak, pasta süslemede, konserve, reçel ve meyve suyu yapımında ve kozmetik sanayisinde kullanılır. Sap ve çekirdekleri ise tıbbi amaçlarla kullanılır.Beyaz kiraz Ereğli ilçesi ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. İlçede üretilen beyaz kirazın yaklaşık %60-70’i yani beş-altı bin tonu ihraç edilmektedir. Ereğli’den sadece 2003 yılında yapılan beyaz kiraz ihracatı 1.000.000 dolar olmuştur. Bu da hem ilçe hem de ülkemiz için önemli bir döviz girdisi demektir. Bu miktar ülkemizin toplam kiraz ihracatının yaklaşık %10’unu oluşturmaktadır.
Beyaz Kirazın Besin Değeri ve Sağlığa Faydaları
Beyaz kiraz, vitamin ve mineral açısından zengin bir meyvedir. Özellikle A, C ve B grubu vitaminleri ile potasyum, magnezyum ve demir mineralleri içerir. Bu besin öğeleri, vücudun genel sağlığını destekler ve çeşitli hastalıklara karşı koruma sağlar.
• Bağışıklık Sistemini Güçlendirir: İçerdiği yüksek miktarda C vitamini sayesinde beyaz kiraz, bağışıklık sistemini destekler ve vücudun enfeksiyonlarla mücadelesine yardımcı olur.
• Tansiyonu Dengeler: Potasyum içeriği sayesinde beyaz kiraz, kan basıncını düzenleyerek tansiyonun dengelenmesine katkı sağlar.
• Anti-inflamatuar Etki: Vücuttaki iltihaplanmayı azaltıcı özelliklere sahip olan beyaz kiraz, özellikle egzersiz sonrasında oluşan kas ağrılarını hafifletmede etkilidir.
• Sindirim Sağlığını Destekler: Lif bakımından zengin olan beyaz kiraz, sindirim sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur, kabızlığı önler ve bağırsak hareketlerini destekler.
• Uyku Kalitesini Artırır: Melatonin içeriği sayesinde beyaz kiraz, uyku düzeninin iyileşmesine katkı sağlar.
Beyaz kiraz, yaz mevsiminin en lezzetli ve sağlıklı meyvelerinden biridir. İçerdiği yüksek su oranı (%82'den fazla) ve düşük kalori değeriyle (100 gramda yaklaşık 63 kcal) diyet dostu bir seçenek sunar.
Ayrıca, A ve C vitaminleri, potasyum, magnezyum ve demir gibi önemli vitamin ve mineraller açısından zengindir. Bu besin öğeleri, vücudumuzun günlük ihtiyaçlarını karşılamada önemli rol oynar.Beyaz kirazın sağlığa olan faydaları saymakla bitmez. Özellikle içerdiği yüksek lif oranı sayesinde sindirim sisteminin düzenlenmesine katkıda bulunur, bağırsak hareketlerini artırarak kabızlık gibi sorunların önüne geçer. Ayrıca, doğal bir melatonin kaynağı olması sebebiyle uyku düzenini sağlamada önemli bir rol oynar.
Beyaz kirazın anti-inflamatuar özellikleri de vücuttaki iltihaplanmayı azaltmada etkilidir. Bu sayede, egzersiz sonrasında oluşan kas ağrılarını hafifletmek için harika bir seçenek olabilir. Peki, beyaz kirazı diyetimize nasıl dahil edebiliriz? Ara öğünlerde atıştırmalık olarak tüketebilir, salatalarınıza ekleyebilir veya yoğurtla birlikte sağlıklı bir tatlı alternatifi oluşturabilirsiniz. Ancak, her besinde olduğu gibi, porsiyon kontrolüne dikkat etmek önemlidir. Özellikle şeker içeriği nedeniyle, diyabet gibi kan şekeri kontrolü gerektiren durumlarda tüketim miktarına özen göstermek gerekir. Unutmayın, dengeli ve çeşitli bir diyet, sağlıklı bir yaşamın anahtarıdır…
Ereğli Müzesi
Ereğli Müzesi, ilçenin tarihî geçmişini sergileyen önemli kültürel duraklardan biridir. Müze binası, tarihî bir yapının restore edilmesiyle oluşturulmuş ve ziyaretçilere açık hâle getirilmiştir. İçeride Hitit, Roma ve Bizans dönemlerine ait birçok arkeolojik eser yer alır. Özellikle taş kabartmalar, seramik buluntular ve sikke koleksiyonları dikkat çeker.
Müze, Ereğli'nin zengin geçmişini yansıtan belgeler ve görsellerle de donatılmıştır. Küçük olmasına rağmen etkileyici bir sergi düzenine sahip olan yapı, tarih meraklılarının ilgisini çeker. Müzeyi gezenler yalnızca bir şehir müzesini değil, binlerce yıllık bir geçmişin izlerini de adım adım takip eder. Ereğli’ye gelen her ziyaretçinin uğraması gereken kültürel bir noktadır.
Konya Ereğli Müzesi inşaatı 1967 senesinde başlatılmış ve müze inşaatın bitmesinin ardından, tanzim ve teşhir detayları oluşturularak 1968 senesinde ziyarete açılmıştır. Bölgenin tarihî eser çeşitliliği ve tarihi mirası göz önünde bulundurularak böyle bir müze açılmasına karar verilmiş ve yapılan Konya Ereğli Müzesi binası ve teşhir edilen eserler 1977 yılına kadar Konya Müzesi birimi olarak kayıt altına alınmıştır. 1978 senesinde Konya Ereğli Müzesi’ne statüsü değiştirilerek bağımsız bir müze kimliği verilmiştir. 1980 senesinde bina tadilat görmüş ve onarımı yapılmıştır.
Konya Ereğli Müzesi Hakkında Kısa Bilgi
Konya Ereğli Müzesi hakkında bilgi olarak aktarmamız gereken ilk detay, Neolitik Dönem ile Cumhuriyet Dönemi arasında kesintisiz teşhir ortamı olan nispeten küçük ölçekli müzelerden olduğudur. 8.096 adet tarihî eser ve kültür varlığı; müzede kapalı, açık ve yarı kapalı sunum şeklinde üç ayrı tarz ile teşhir edilmektedir. Açık teşhir kapasitesi oldukça geniş bir alanı kaplamakta olsa da binadaki salonlardan birinde kapalı teşhir de yapılmaktadır.Konya Ereğli Müzesi kayıtlı ziyaretçi sayısı yıllık olarak 10 binin üzerine çıkmaktadır. 1980 yılında yapılan onarımlar esnasında binadan ayrı olarak yapılan depo binası da Müze’ye eklenmiştir. Müze binası tek katlı olup, eserler “Arkeoloji” ve “Etnografya” şeklinde ayrılmış olarak iki teşhir salonunda sergilenmektedir.
Konya Ereğli Müzesindeki Tarihî Eserler
Konya Ereğli Müzesi Neolitik Çağ sayılan MÖ 7000’lerden itibaren aralıksız olarak tüm uygarlıklara dair izler yaşatan bir sentez oluşturmaktadır.
Herakleia Antik Kenti ile kent çevresinde gün ışığına kavuşturulmuş olan kültür varlıkları Konya Ereğli Müzesi’ndeki tarihî eserler arasındadır.Gene aynı döneme ait Can Hasan‘dan çıkan duvar freskleri, el değirmenleri, el baltaları ve kazıcı el aletleri ile pişmiş toprak kaplar Konya Ereğli Müzesi tarihî eserleri içinde yer almaktadır. Kalkolitik Dönem’e ait polikrom malzemeden yapılmış ve pişmiş toprak kaplar ve ağırşaklar gene teşhir edilen eserler arasındadır. Eski Tunç Çağı’ndan kalma hayvan ve insan figürleri, savaş aletleri, ok uçları, damgalı mühürler ile Asur Uygarlığı’nın Ticaret Koloni Çağına ait testiler ve idoller tarih seven ziyaretçilere sunulmaktadır.
Hitit Çağı’na ait toprak kaplar, pişmiş toprak tuzluklar, silindir ve damga şeklindeki mühürler, hiyeroglif ve çivi yazısından oluşan heykel kaideleri müzede yer almaktadır. Friglerden kalma fibulalar, testiler, phialeler ile Helenistik Dönem’e ait lekythos’lar ve “Herakleia definesi” diye de anılan gümüş Athena sikkeleri, altın varaklar sergilenen eserlerdendir. Ayrıca Roma İmparatorluğu döneminden kalma mimari parçalar, mezar stelleri, canlılara ait figürler, Bizans Dönemi mimari eserler, altın kristogramlar, Selçuklu ve Karamanoğlu uygarlıklarından kalma çeşitli sırlı kâseler ve alçı süslemeler de gene listeye eklememiz gereken eserlerdendir. Konya Ereğli Müzesi’ndeki tarihî eserler arasında yakın dönemli diyebileceğimiz eserler arasında, Osmanlı Dönemi’ne ait el yazması altın tezhipli Kur’an-ı Kerim’ler, silahlar ile çavdar sapından yapılmış çeyiz sandığı ve el dokuması halı ile kilimler özellikle ilgi çekmektedir.
Konya Ereğli Göztepe Tümülüsü
Arkeoloji salonunda bir numaralı vitrinde sergilenen Neolitik Çağ eserlerinden sonra, iki numaralı vitrinde Konya Ereğli Göztepe Tümülüsü bölgesinde, 1974 senesinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan eserler ki pek çoğu Helenistik Çağ’ı işaret eder ile Roma Dönemi’ne ait heykel parçaları ve çeşitli kandiller bulunmaktadır. Hitit dönemi eserlerinden olan Konya Ereğli Göztepe Tümülüsü ile İvriz Kaya Anıtı civarında bulunan ve Helenistik Dönemi işaret eden altın kaplamalı ahşaptan oluşturulmuş lahit parçaları ve altından yapılmış Efes sikkesi, halen dünya müzelerinde sergilenen eserler arasında gün yüzüne çıkarılmış ve teşhir edilmekte olan en nadide parçalardır.
Konya Ereğli Müzesi Ulaşım
Ereğli; Konya’ya 158 km, İstanbul’a 786 km, Ankara’ya 338 km, İzmir’e 701 km mesafededir. Otomobil: İstanbul’dan Ankara, Aksaray üzerinden. Ankara’dan Gölbaşı, Şereflikoçhisar, Aksaray üzerinden. İzmir’den Uşak, Afyonkarahisar, Konya merkez üzerinden Ereğli’ye ulaşabilirsiniz.
Otobüs: İstanbul, Ankara ve diğer bazı büyük şehirlerden Ereğli’ye otobüs seferleri vardır. Konya merkezden sık sık Ereğli’ye otobüsler kalkmaktadır.
Uçak: İstanbul’dan Konya Havaalanı’na uçak seferleri vardır. Havaalanından Konya merkez 15 km mesafededir. Konya’dan da otobüsle Ereğli’ye ulaşılabilinir.
Konya Ereğli Müzesi Giriş Ücreti
Konya Ereğli Müzesi giriş ücreti (Öğrenci): Ücretsiz
Konya Ereğli Müzesi giriş ücreti (Sivil): Ücretsiz
Konya Ereğli Müzesi Ziyarete Açık Gün ve Saatler
Yaz Dönemi (15 Nisan-2 Ekim): 09.00 – 19.00
Kış Dönemi (3 Ekim-14 Nisan): 08.00 – 17.00
İvriz Hitit Kaya Anıtı
İvriz Kaya Anıtı, Ereğli’nin en dikkat çekici tarihî yapılarından biridir. MÖ 8. yüzyılda yapılmış bu Hitit eseri, kayalara oyulmuş figürleri ve yazıtlarıyla Anadolu tarihinin önemli belgelerinden biri kabul edilir. Tarım Tanrısı Tarhunza ve Kral Warpalawa’nın tasvir edildiği bu kabartma, eski çağlarda tarımın kutsallığını simgeler.
Anıt, Toros Dağları’nın eteklerinde yer alır ve çevresindeki doğal peyzaj ile birlikte oldukça etkileyici bir manzara oluşturur. Yanından geçen su kaynağı halk arasında bereket simgesi olarak görülür. Hem doğa hem de tarih ile iç içe olan bu alan, kültürel derinliği ve atmosferi ile iz bırakır. Ereğli’yi gezmeye gelenler için mutlaka görülmesi gereken yerlerin başında gelir.
Kwangjin Parkı
Kwangjin Parkı, Ereğli ile Güney Kore’nin Kwangjin ilçesi arasında kurulan kardeş şehir ilişkisini simgeleyen özel bir parktır. Kore mimarisinden esinlenilmiş köprüler, ahşap yapılar ve estetik süslemeler parkın atmosferine farklı bir hava katar. Temiz ve düzenli yapısıyla, özellikle yürüyüş yapmak ya da manzara eşliğinde dinlenmek isteyenlerin tercih ettiği alanlardan biridir.
Park içerisinde Kore kültürüne dair öğelerle karşılaşmak mümkündür. Bu park, sadece bir yeşil alan değil, aynı zamanda uluslararası dostluk sembolü olarak öne çıkar. Fotoğraf çekimleri için de oldukça ilgi çekici bir ortam olur. Sade yapısıyla huzur arayanların uğrak noktası hâline gelen Kwangjin Parkı, Ereğli’nin özgün parkları arasında yer alır.
Oğuz Ata Sosyal Tesisleri
Oğuz Ata Sosyal Tesisleri, Ereğli’nin sosyal yaşamında büyük rol oynayan, geniş ve donanımlı bir tesis alanıdır. İçerisinde çocuk parkları, yürüyüş alanları, dinlenme köşeleri ve kafe tarzı alanlar mevcuttur. Ailelerin ve gençlerin keyifle vakit geçirdiği bu mekân, hafta içi ve hafta sonu kalabalık bir atmosferle dolup taşar.
Tesisin isminde yer alan Oğuz Ata figürü, Türk mitolojisinde önemli bir yere sahip olup, mekâna kültürel bir derinlik kazandırır. Etkinlikler, söyleşiler veya küçük çaplı konserler gibi sosyal aktiviteler de bu alanda zaman zaman gerçekleştirilir. Modern bir yaşam alanı ile geleneksel değerlere saygının birleştiği bir ortam oluşmuştur. Yerel halk kadar dışarıdan gelen ziyaretçilerin de ilgisini çeker.
Ereğli Ulu Cami
Ulu Cami, Ereğli’nin en eski ve mimari açıdan değerli yapılarından biridir. Selçuklu etkilerini taşıyan taş işçiliği, geniş kubbesi ve zarif minaresi ile dikkat çeker. Caminin iç kısmındaki süslemeler, mihrap ve minber gibi detaylar, dönemin sanat anlayışını gözler önüne serer. Hem ibadet hem de tarihi miras açısından önemlidir. Cami, yalnızca dini bir yapı olarak değil, aynı zamanda geçmişle bugünü bir araya getiren sembolik bir yapıdır. Avlusunda dinlenen yaşlılar, sohbet eden cemaat ve huzurlu atmosferiyle günlük yaşamın bir parçası hâline gelmiştir. Ereğli’ye gelen ziyaretçiler bu yapıyı sadece görmekle kalmaz, ruhani bir duraklama hissi de yaşar.
Ereğli Yunus Emre Parkı
Yunus Emre Parkı, Ereğli’nin merkezine yakın konumu ve geniş yeşil alanları ile dikkat çeker. Adını Türk halk edebiyatının büyük ismi Yunus Emre’den alan bu park, doğayla iç içe vakit geçirmek isteyenler için güzel bir seçenektir. Park içerisinde çocuk oyun alanları, yürüyüş yolları ve oturma bankları yer alır.
Parkta Yunus Emre’nin sözlerinin yer aldığı yazıtlar ve küçük heykel çalışmaları da bulunur. Bu sayede park, sadece dinlenme değil, aynı zamanda düşünsel ve kültürel bir etkileşim alanı hâline gelir. Özellikle sabah yürüyüşleri ve piknikler için tercih edilir. Şehrin içinde ama gürültüden uzak yapısıyla dikkat çeken bir dinlenme noktasıdır.
İvriz Köy Enstitüsü Atölye ve İşlik Müzesi
İVRİZ KÖY ENSTİTÜSÜ TARİHİ
Köylere ilkokul öğretmeni yetiştirmek için açılan eğitim kurumu.
Cumhuriyet Döneminin başlarında Anadolu’nun neredeyse tamamının okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeğinden hareket edilerek; 1927 yılında temeli atılan ve 17 Nisan 1940 tarihinde, Başbakan İsmet İnönü’nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in yönetiminde ve İsmail Hakkı Tonguç’un çabalarıyla ilkokul öğretmeni yetiştirmek üzere, Köy Enstitüleri açılmıştır. Bu okullar, ilkokul mezunu zeki çocukların yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular.
Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkedeki okuma yazma oranı %5’in altında idi. Yanı sıra nüfusun büyük ekseriyeti (%80 civarındadır) köylerde yaşıyordu. Bu yüzden köy enstitülerinden yetişen öğretmenler için öğretmenlik sadece isteğe bağlı normal bir öğretmenlik değildi. Bu öğretmenler köylülere hem örgün eğitim verecek, okuma yazma ve temel bilgileri kazandıracak, hem de modern ama bilinmeyen tarım tekniklerini öğretecekti. Köy enstitüsünü bitiren bir öğretmen sadece bir ilkokul öğretmeni olmuyor aynı zamanda ziraatçılık, sağlıkçılık, duvarcılık, demircilik, terzilik, balıkçılık, arıcılık, bağcılık ve marangozluk konularını da uygulamalı olarak öğreniyordu.Bu okullarda kitap-deftere dayalı öğretim yerine iş için, iş içinde eğitim ilkesi uygulanıyordu. Her köy enstitüsünün kendisine ait tarlaları, bağları, bahçeleri, arı kovanları, besi hayvanları, geniş kümesleri çeşitli iş atölyeleri vardı. Derslerin %50’lik bölümü temel örgün eğitim konularını içerirken kalanı uygulamalı eğitimdi.
1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında köy enstitüleri açılmaya başlanmıştır. Okulların, şehirlerden uzak ancak tren yollarına yakın olmasına özen gösterilerek, ülkenin hemen her bölgesinde olmak üzere yirmi bir yerde bu okullar açılmıştır. Bunlardan birisi de 1941 yılında açılan İvriz Köy Enstitüsüdür. İvriz Köy Enstitüsü, 11 Kasım 1941 günü geçici olarak, Konya Ereğli’sine bağlı Zanapa bucağındaki tamamlanmamış yatılı bir bölge ilkokul binasında açılmıştır. Açılışında altı sınıf, 475 devlet parasız yatılı öğrencisi ve on sekiz öğretmeni mevcut olup, ilk müdürü 11.01.1942-30.08.1946 tarihleri arasında görev yapan Recep Gürel’dir.
1941 yılı kışı Zanapa İlkokulunda geçirilirken bir taraftan arazi istimlâkine girişilmiş ve Gaybi, Durlaz, Dedeköy köylerinin civarında, Zanapa ile Ereğli arasında, Ereğli’ye on km uzaklıkta (2.500 dönümlük) bir alan sağlanmıştır. Yapılacak binaların yerleşim planı için açılan yarışmayı Yüksek Mühendis- Mimar Prof. Dr. Mukbil Gökdoğan, Yüksek Mühendis Mimar Eyüp Kömürcüoğlu ve Yüksek Mimar Emin Necip Uzman’ın ortak projesi kazanmıştır. Projenin uygulanması aşamasında Akçadağ, Düziçi, Çifteler, Pazarören, Kızılçullu Köy Enstitülerinden gelen ekipler de yaptıkları tesislerle kuruluşa katkı sağlamışlardır.
Enstitü; 1951-1952 öğretim yılı sonuna kadar yirmi beşi kız, 490’ı erkek olmak üzere 515 öğretmen, 1948 yılına kadar bir kız 318 erkek olmak üzere 319 eğitmen, 1942-1954 yılları arasında ise toplam 792 mezun vermiştir.Türkiye, II. Dünya Savaşı’nın sonlarında ortaya çıkan Sovyet tehdidi karşısında ABD’den destek istemiş, bu desteği vermeye hazır olduğunu belirten ABD, Truman Doktrini ile yardıma başlamış; ama karşılığında Türkiye’de serbest seçimlere dayanan demokrasi düzeninin yerleştirilmesini ve Millî Şeflik, beş yıllık kalkınma planları ve köy enstitüleri gibi Sovyet sistemine benzer uygulamaların kaldırılmasını talep etmiştir. 1954 yılında köy enstitüleri öğretmen okullarına dönüştürülmek suretiyle kapatılmıştır. İvriz Köy Enstitüsü de diğerleri ile aynı kaderi paylaşmış ve 1974 yılına kadar ilk öğretmen okulu olarak eğitim-öğretimini sürdürmüştür. 1974-1975 Öğretim Yılı’ndan itibaren 1989 yılına kadar öğretmen yetiştiren kurum olmaktan çıkartılarak, lise dengi okul statüsüne dönüştürülmüştür.1989-1990 öğretim yılından itibaren de Anadolu Öğretmen Lisesi statüsüne dönüştürülmüştür.
İvriz Köy Enstitüsü’nün bu günkü durumu içler acısı bir görünüm sergilemektedir. Eski okul, işlikler, derslikler, atölyeler, spor sahaları, eğitim ve uygulama alanları, mutfak, yemekhane, yatakhaneler, tarım ve ziraat alanları, öğretmen lojmanları, sinema ve tiyatro salonları, kütüphane, müzik aletleri ve uygulama yerleri, idari bina ve etüt birası gibi pek çok uygulamalı eğitim ve öğretim okulunun yapıları dökülüyor ve ören yerini andırıyor… Yalnızca Anadolu Öğretmen Lisesi giriş katında bulunan ve o döneme ait bazı eğitim araç ve gereçleri sergilenmektedir. Özellikle sinema makinası, daktilo, slayt, eski tip facit hesap makinası, iş aletleri ve eğitim öğretim araçları bakımsız ve çürümeye terk edilmiş durumda. Oysa, Osmaniye Düziçi Köy Enstitüsü müze olarak korunduğunu görmüş ve sevinmiştim. İvriz Köy Enstitüsü’nün bu iç karartan durumu beni çok üzdü. Bu okuldan mezun pek çok akrabamın ve öğretmenlerimin anısını yaşatmak için, bu mekanı görmenizi ve ilgili yetkililerin burayı açık hava müzesine dönüştürmesini ve turizme açması için bu uyarıcı notu yazmayı kendime görev bildim… Köy Enstitüler müzik öğretmeni Bedri Akalın’dan kayınbabam Ali Yalman’a, Eğitimci Yazar Mahmut Makal’dan Mehmet Emiralioğlu’na, Hasibe Yılmaz Güner’den Mehmet Koç öğretmenlerime selam olsun…
Yirminci yüzyılın başında, emperyalist ülkelere karşı bağımsızlık savaşını, utkuyla taçlandıran ve tüm mazlum ulusların umudu ve esin kaynağı olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk aydınlığında, kurtuluştan kuruluşa giden bu kutsal yolda, Cumhuriyet devrimlerini yaşatmak için, yeniden seferberlik zamanı… İl olmayı çoktan hak eden Konya-Ereğli, Anadolu’nun aydınlık yüzü İvriz’i yeniden yaşatmayı ve tarihi bir “Eğitim Müzesi” yapmayı planlamalıdır… İşte tam o zaman, Niğde’ye bağlı Ulukışla ilçesi de; Ereğli İline bağlanacaktır…
İklim Zirvesi-2026'ya doğru Ereğli
İvrizdeki tanrılar buna tanıktı.
Tuvanalı Fırtına Tanrısı Tarhundas'ın Luvi dilinde yazdığı tarım-bereket kitabesindeki gazabı ağırdı.
Kum şeytanı denen deli fırtına, gökyüzünü ve tuz gölünü kamçıladı.
Hortum ve erozyon oluştu.
Sular çekildi, dağlar küçüldü, kayalar büyüdü.
Tuz Gölü'nde ay yandı.
Ovanın tadı tuzu kaçtı.
Anadolu Dervişi Ali Baba ile Hasan Dede ufuk açtı.
Kar ile Kor öyküsünün yaşandığı Hasan Dağı ağladı.
Doktor Lütfi Ihlara'ya-Saratlı'ya kaçtı.
Bolkar Dağı-Karagöl'de yaşamaya çalışan Sessiz Toros Kurbağası çığlığı duyuldu.
Ereğli karızları erken kurudu.
Eflatun Pınarı gözeleri kapandı.
Ahiler ve Anadolu Bacıları karaları bağladı.
Meke Gölü yandı ve Karapınar kanadı.
Bol su tüketen tarlaları-evleri ve insanları yutan kara delikler (obruklar) çoğaldı.
Doğanın diyeti-bedeli ağırdı.
Değişen-bozulan insan ve doğa iklimi, yaşamımızı tehdit ediyor.
COP31-Türkiye 2026 Zirve Konferansı çözüm mü?
Çözüm mümkün.
Doğayı-çevreyi seven, haklarını ve sorumluluklarını bilen yurttaş olarak, sevgiyi sebil eylemenin, su gibi aziz olmanın tam zamanı. Cop31'e Doğru Konya-Ereğli. Dursun Özden" başlıklı sunumumla, Konya havzasını tehdit eden obruklar, çekilen yeraltı su kaynakları, az su tüketen tarım alanları bitiyor ve vahşi ziraatçılık, ana vatanda ata tohum tehlikede, gıda emperyalizmi kuşatması, değişen insan ve doğa iklimi, tam bir çevre felaketi olarak yaşamımızı tehdit ediyor. Tüm bunladan turizm olumsuz etkileniyor. Çözüm mümkün. Çözüm doğayı ve yaşam alanlarımızı korumak sevmekle başlar. Hakkarı, özgürlükleri ve sorumlulukları bilincinde olan yurttaşlık görevini, yaşam tarzı olarak kabullenmektir…
Sonuç
Alternatif turizm potansiyeli ile dikkat çeken Ereğli, yeni konuklarını bekliyor. Konuksever Ereğli halkı, yeni tarım, kültür, sanat, çevre ve doğal hayat içerikli festivaller ile gündemde kalmanın çalışmasını sürdürüyor… Doğal hayatı, çevreyi, ekolojik dengeyi; doğa ve insan iklimi değişikliği gibi temel evrensel ve vatansever ilkeleri olan ve de insan odaklı çağdaş yerel yönetim atılımlarıyla işe koyulan, Ereğli Belediye Başkanı ÜMİT AKPINAR ve dinamik ekibine kolaylıklar diliyorum. Antik çağdan günümüze pek çok medeniyetin izleri bulunan Ereğli’yi, gezi haritanıza eklemeyi unutmayınız… Dünyanın 99 haline tanıklık eden Modern Seyyah, Yoleri Gezgin Derviş’in rehberliğinde; Anadolu’nun ve dünyanın başka kültürlerini ve coğrafyalarını merakla keşfetmek, gezmek, görmek ve tanıtmak için yollardayız, yeniden…
Yolunuz ve bahtınız açık olsun canlar…
DURSUN ÖZDEN (Gezi Yazarı-Belgeselci)
Yazı ve fotoğraf kaynağı: Dursun Özden
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 27 Şubat 2007 Turizmin Sesi

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.