ÇOK GEZEN Mİ BİLİR YOKSA ÇOK OKUYAN MI?

ALANÇA İŞCANLI
09 Haziran 2026 Salı 07:21
Qlusive Hotel’de Unutulmaz bir Chef’s Table Deneyimi; Ege’nin Dokuları
Bu soruyu her duyduğumda aklıma başka bir soru geliyor: Neden önce okuyup sonra gezemiyoruz? :) Bir kültüre önce içten içe bağlanıp sonra o gözle gezmek, aslında her şeyi biraz daha anlamlı kılmıyor mu?
Spontane planların, kaybolarak keşfetmenin ve tesadüflerin yeri ayrı elbette. Ancak bir şehrin, bir kasabanın ya da bir adanın sokaklarında dolaşırken aslında neye baktığını, alt kültürünü bilmenin keyfi bambaşka. Çünkü bazı yerler yalnızca manzaralarıyla değil; hikâyeleriyle, hafızalarıyla ve nesilden nesile aktarılan kültürleriyle anlam kazanıyor.Son dönemde iyice popüler olan ve üzerine festivaller düzenlenen “Ege Otları” tam da böyle. Bu otlar, aslında enfes lezzetlerinin yanı sıra bölgenin göç ve kültür tarihini taşıyor. Özellikle Kuşadası ve çevresinde bugün sofralarda gördüğümüz ebegümeci, şevketi bostan, arapsaçı, cibez, radika gibi pek çok ot; yüzyıllar boyunca bölgede yaşamış Rum, Türk, Levanten ve mübadil toplulukların mutfak kültürlerinin ortak mirası. Yani bu otlar yalnızca bir malzeme değil, Ege'nin hafızasının canlı parçaları.
Aslında Ege’de ot toplamak sadece bir mutfak alışkanlığı değil; biraz da yeni bir hayata tutunma biçimi. Mübadeleyle değişen hayatların ardından bu kıyılara gelen insanların, bilmedikleri topraklarda doğayı okuyarak hayatta kalma çabası… Hangi ot yenir, hangisi şifadır, hangisi sofraya girer bilgisi; yazılı tariflerden değil, birlikte yaşamanın ve gözlemin içinden doğmuş.
Belki de bu yüzden Ege mutfağında her tabak biraz “hatırlamak” gibi. Çünkü bazı tatlar sadece lezzet değil, tanıdık gelen bir hafızanın kendisi.
Geçtiğimiz günlerde Qlusive Hotel’de gerçekleştirdiğimiz “Ege’nin Dokuları” Chef’s Table deneyimi de tam olarak bu hikâyenin üzerine kuruldu. Şef Yıldız Öz Samaha ve Şef Eren Erdem’in iş birliğiyle hazırlanan özel menüde, Ege’nin otlarından mevsimsel ürünlerine, kültürel mirasından kolektif hafızasına uzanan bir yolculuk vardı. Her tabakta bölgenin farklı bir dokusu anlatılırken, misafirler yalnızca bir akşam yemeğine değil, Ege’nin kendisine davet ediliyordu.Yaz boyunca Qlusive Hotel’de, La Cucina Quieto’da misafirleriyle buluşacak bu eşsiz menüde misafirler hem 2 usta şefin elinden çıkan eşsiz tatlarla harmanlanmış bir “Ege’nin dokuları” Chef’s Table’ını deneyimlecek hem de bir yanı Efes, bir yanı Meryem Ana Kilisesi olan eşsiz bir kültüre ev sahipliği yapan Ege’yi bu sefer sofrada deneyimleyecek…
O yüzden belki de gerçekten de bir şehri tanımanın en iyi yolu biraz da sofralarına oturmak. İyi ellerden çıkmış, derinliği olan bir sofrada oturmak da bazen bir müze gezmiş kadar doyurucu bir deneyime dönüşüyor. Çünkü bazı yerler sadece gezilmez aynı zamanda tadılır… Qlusive Hotel’de yaz boyu gerçekleşecek “Ege’nin otları” deneyimi tam da böyle…
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 27 Şubat 2007 Turizmin Sesi

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.