28 Ekim 2020
  • İzmir18°C
  • İstanbul18°C
  • Antalya20°C
  • Ankara14°C

KARİYE MÜZESİ 

HAKAN EĞİNLİOĞLU

10 Eylül 2020 Perşembe 16:42

Büyük Konstantin’in Hıristiyanlık inancını serbest bırakmasından sonra, muhtemelen, kentte ve civarında ilk kurulan dini yapılardan biriydi. Kent surlarının dışında olmasından dolayı, Yunanca “kent dışı”, “kırsal olan” anlamına gelen Chora adıyla tanınan kilise, başlangıçta küçük bir manastır iken, ilerleyen süreçte pek çok defa onarım görmüş ve yeniden inşa edilmiş.

Kilise, Doğu Roma döneminde çoğunlukla inziva ve sürgün yeri olarak kullanılmış. Kimi önemli patrik ve din adamlarının da görev yaptığı, hatta öldüklerinde defnedildikleri bir dinsel mekan olarak da önem kazanmış..  6. Yüzyılda Jüstinyen, 9. Yüzyılda  İkonaklazma dönemi sonrası, baş rahip Synkellos  ve yine, bu kez bir deprem sonrasında, 11. yüzyılda  1.Aleksios dönemlerinde radikal bir onarımdan geçmiş. Aleksios’un kayınvalidesi Maria Dukaina ve Aleksios’un oğlu İsaakios Komnenos tarafından bugün gördüğümüz binanın ana hatları inşa ettirilmiş ve kilise “Kurtarıcı İsa’ya adanmış.. Son radikal rötuşlar ise Doğu Roma imparatorlarından 2. Andronikos zamanında, 14. Yüzyılda  baş hazinedar Theodor Mithekhides tarafından yapılmış. 

Kilisenin bugünkü yapısında klasik bazilika plan göze çarpar. Naos ve iç narteks 11. Yüzyıldan, dış narteks ve mezar şapeli olarak yer alan pareklezyon  14. Yüzyıldan kalmadır. Naostaki absidin her iki yanındaki mozaik 11. Yüzyılı yansıtırken, iç ve dış narteksteki tüm mozaikler ve pareklezyondaki freskler 14. Yüzyıla tarihlendirilir. Bu küçük kiliseyi muhteşem yapan mozaikleri ve freskleridir. Yani. Yabancı bir turist iseniz ve Bizans sanatını İstanbul’da ve hatta dünyada en iyi nerede görebileceğiniz gibi bir beklentiniz varsa, Ayasofya’yı mimari açıdan, Kariye (Chora) Kilise Müzesini de sanatsal açıdan mutlaka görmek, ziyaret etmek zorundasınızdır. Bir de eğer, inançlı bir Hıristiyansanız Kariye görkemli bir ziyaret merkezidir. 

İç narteksde, Kanonik İncillerde yer almayan, detaylı bir şekilde Meryem’in hayatı resmedilir. Annesi Hanna, babası Yohakim’e Cebrail’in Meryem’in doğum haberini vermesinden, onun Zekeriya’nın tapınağına kabul edilişine, Yusuf ile evlenişine, çoğu Hıristiyanın bile hayretle karşıladığı Yusuf’un ilk karısından olma oğlu ile birlikte yaşamalarına ve naosta giriş kapısı üzerinde yer alan ölüm sahnesine (Koimesis) kadar ayrıntılı bir Meryem hikayesi vardır. Özellikle bu bölüm, belki Metokhides’in zengin kültürünün etkisi ile ya da bu yapıda çalışan, diyar diyar gezen ve birikimli profesyonel sanatçıların katkısı ile Apokrif incillere dayanarak resmedilmiştir.

Dış narteksde de İsa’nın doğumundan ölümüne hayatı anlatılır. İlginçtir İsa’nın çarmığa gerildiği sahne yoktur. Bu ya kilisenin sonsuz ve ebedi Kurtarıcı İsa temasına uygun bir şekilde kasten resmedilmemiş ya da bir şekilde zaman içinde kaybolmuştur.. Çünkü kilisenin kimi yerleri ne yazık ki değişik nedenlerden tahrip olmuştur. Pareklezyon bölümü ise mükemmel, gözalıcı freskler ile kaplıdır. Burada da, amaca uygun bir şekilde öte alem ve özellikle Eski Ahitten sahneler yer alır. Absidin üst kısmında boylu boyunca uzanan Anastasis ve Son Yargı sahneleri büyüleyicidir.

Mozaik ve freskler gerek teknik açıdan, gerekse de kullanılan materyallerin kalitesi açısından sanatsal olarak büyük öneme sahiptir. Eserlerdeki derinlik fikri, hareketlilik, figürlerdeki uzama, kalabalık kompozisyonlar, detaylardaki özen, figürlerdeki anatomik gerçekçilik, duyguların yansıtılma becerisi gibi bir plastik sanat yapıtında beklenen tüm özelliklere sahip olduğu görülür. Bu dönem Bizans sanatının İtalyan Rönesansıyla paralel bir gelişim gösterdiği, hatta onu tetikleyen ya da etkileyen etmenlerden olduğu dile getirilir. İşte biz böyle bir sanat abidesini, naosunda topu topu 15 kişinin zor sığabileceği küçük bir mahalle camisine çevirme kararı almış bulunuyoruz. 

1453’te Fatih Sultan Mehmet Ayasofya’yı camiye çevirtirken, ilgili yazımda detaylı anlattığım, gerçekçi sebepleri vardı. 1511’de 2. Beyazıt zamanında Atıik Ali Paşa da bu kiliseyi camiye çevirdiği dönemde henüz Sultanahmet, Nuriosmaniye ve Yeni camiler gibi muhteşem Osmanlı camileri ortada yoktu. Peki, bugün buna ihtiyaç var mıydı? Şehr i İstanbul’un her yerinde Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde yapılmış eşsiz, görkemli camilerimiz varken, müze olarak kaldığında bizim ve dünya sanatı için paha biçilmez bir değer olduğu tartışılmaz Kariye Müzesinin küçük bir mahalle camisi olmasını gerektirecek ne gibi geçerli sebebimiz olabilirdi ki? Atalarımıza saygıdan dolayı mı? Sanata ve kültüre verdiğimiz değerden dolayı mı? Sadece antik dönemlerden değil, Selçuklu ve Osmanlı eserlerini bile nasıl koruduğumuz, nasıl restore ettiğimiz gözler önündeyken bu savları ortaya atabilir miyiz? On milyonluk nüfusu ile Yunanistan’a gözdağı vermek için mi? Kılıç hakkı 21. Yüzyılda nasıl bir gerekçe olabilir? Atatürk Cumhuriyeti ile hesaplaşmak için mi? Eğer kılıç hakkı deniliyorsa, unutulmamalıdır ki; bir büyük Osmanlı sultanının fetih ettiği bu şehri, en sonuncusunun nasıl direnmeden 1. Dünya Savaşının müttefiklerine teslim ettiğini ve şehri en son fetih edenin – tek bir kurşun bile atmadan – muzaffer bir şekilde kahraman TBMM ordusunun, bu Cumhuriyeti kuran iradenin olduğunu.  

Eğer süngü hakkı varsa, bu Cumhuriyeti kuran insanların önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetin sadece ulusal değil, evrensel barış, kültür ve sanat anlayışına yaraşır şekilde, tüm insanlığa müze olarak armağan ettiği, altına imza attığı bir kararı, biz nasıl tarihe mal olmuş bir dönemin hukukuna dayanarak değiştirebiliriz? Bu kararın aklı selimin rehberliğinde düzeltileceğini düşünüyorum. Diliyorum.

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.