KAYSERİ'Yİ GÖRMEK YETMEZ, HİSSETMEK GEREKİR

BORA ÖZGEN
17 Ekim 2026 Cumartesi 14:10
Kayseri'yi Görmek Yetmez, Hissetmek Gerekir
Bazı şehirler vardır; anlatılır, dinlersiniz, güzel olduğunu düşünürsünüz. Bazı şehirler de vardır ki gidip gördüğünüzde, anlatılanların eksik kaldığını fark edersiniz. Kayseri işte tam da böyle bir şehir.
Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği (TUYED), Kayseri Büyükşehir Belediyesi ve Erciyes A.Ş. iş birliğiyle düzenlenen "Kayseri'yi Tanı, Tanıt, Anlat" programı kapsamında geçirdiğimiz iki günün sonunda aklımda kalan yalnızca tarihi yapılar ya da etkileyici manzaralar olmadı. Beni en çok etkileyen şey, bir şehrin kendi değerlerine sahip çıkma konusundaki kararlılığı oldu.
Açık konuşmak gerekirse, Kayseri denildiğinde birçok kişinin aklına ilk olarak Erciyes Kayak Merkezi geliyor. Benim de beklentim büyük ölçüde bu yöndeydi. Ancak gördüm ki Kayseri, Erciyes'ten çok daha büyük bir hikâyeye sahip.
Şehri keşfetmeye Kültür Yolu Rotası'ndan başladık. Cumhuriyet Meydanı'ndan itibaren birkaç adımda binlerce yıllık tarihin içine giriyorsunuz. Selçuklu eserleri, tarihi çarşılar, medreseler, külliyeler ve taş sokaklar size Anadolu'nun kadim ruhunu hissettiriyor. Özellikle Gevher Nesibe Darüşşifası ve Hunat Hatun Külliyesi, Kayseri'nin sadece bir ticaret merkezi değil aynı zamanda önemli bir medeniyet merkezi olduğunu da gösteriyor.
Kayseri Kalesi ise başlı başına bir zaman tüneli.
Roma'dan Bizans'a, Selçuklu'dan Osmanlı'ya kadar uzanan yaklaşık 1700 yıllık bir geçmişten söz ediyoruz. Bir dönem askerlerin konuşlandığı, mahallelerin kurulduğu, hatta hapishane olarak kullanılan kale bugün kültür ve sanatın merkezi haline gelmiş. İçinde yer alan Arkeoloji Müzesi'ni gezerken, Kültepe Kaniş-Karum'dan çıkarılan eserlerle Anadolu'nun ilk ticaret hikâyelerine tanıklık ediyorsunuz.
Belki de en etkileyici tarafı şu: Kayseri geçmişi korurken onu hayatın dışına itmiyor. Tarihi yapıları sadece seyredilen alanlar olmaktan çıkarıp yaşayan mekânlara dönüştürüyor.Bunun en güzel örneklerinden biri de kale içerisindeki Mülhem Restaurant.Mülhem, kelime anlamıyla "ilham veren" demek. İsmiyle uyumlu bir şekilde, tarihin ortasında gastronomi deneyimi sunuyor. Kayseri mutfağının zenginliği burada kendisini açıkça gösteriyor. Mantı, yağlama, pastırma ve daha birçok lezzet, sadece bir yemek olarak değil kültürel bir miras olarak sunuluyor.
Kayseri'nin gastronomiye verdiği önem sadece bununla sınırlı değil. MSM Mutfak Sanatları Merkezi'nde şehrin mutfak kültürü detaylarıyla anlatılıyor. Bir tabağın arkasında yüzyılların birikimi olduğunu görmek, gastronominin aslında kültürün en güçlü taşıyıcılarından biri olduğunu hatırlatıyor.
Elbette Kayseri'nin turizmdeki yükselişinden söz edip Erciyes'i anlatmamak mümkün değil.
Erciyes'e çıktığınızda yalnızca bir kayak merkezine gelmediğinizi anlıyorsunuz. Türkiye'nin en önemli kış turizmi merkezlerinden biri olan bölgede, Erciyes A.Ş.'nin planlı ve profesyonel yönetiminin sonuçları açıkça görülüyor. Tekir, Hacılar, Hisarcık ve Develi kapılarıyla birbirine bağlı büyük bir kayak ekosistemi oluşturulmuş.Teleferikle zirveye çıkarken insan yalnızca manzarayı değil, ortaya konulan vizyonu da görüyor.Daha da önemlisi Kayseri artık turizmi sadece kış aylarına sıkıştırmak istemiyor.Yaklaşık 1.850 metre rakımdaki Erciyes Yüksek İrtifa Kamp Merkezi bunun somut örneklerinden biri. Futbol kulüpleri ve milli takımlar için oluşturulan bu tesis, spor turizmini yılın tamamına yayma hedefinin güçlü bir göstergesi.
Gezi boyunca beni etkileyen bir başka nokta da Ağırnas oldu.Dünya mimarlık tarihine damga vuran Mimar Sinan'ın doğduğu evin önünde durduğunuzda, bir Anadolu kasabasından çıkan dehanın insanlık tarihine nasıl yön verdiğini düşünmeden edemiyorsunuz.
Koramaz Vadisi Müzesi ve Kültepe Kaniş-Karum ise Kayseri'nin sadece birkaç yüz yıllık değil, binlerce yıllık bir geçmişin mirasçısı olduğunu gösteriyor. Özellikle Kaniş-Karum'da, Anadolu'nun ilk yazılı ticaret belgelerinin ortaya çıktığı topraklarda bulunmak, tarihe dokunmak gibi bir duygu yaşatıyor.
Fakat bu gezinin sonunda aklımda kalan en önemli şey ne kale oldu ne Erciyes ne de gastronomi...
Beni asıl etkileyen, Kayseri'nin kurumları arasındaki iş birliği ve ortak hedef anlayışı oldu.
Belediye, turizm sektörü, kamu kurumları ve yerel paydaşlar aynı hedefe odaklanmış durumda: Kayseri'yi hak ettiği noktaya taşımak.
Bu uyumu birçok şehirde görmek kolay değil.
Program boyunca bizlere eşlik eden ve kentin değerlerini büyük bir heyecanla anlatan Ömer Güneş'in çabası da bu ortak ruhun önemli bir yansımasıydı.
İçtenlikle şunu rahatlıkla söyleyebilirim
Kayseri'yi yalnızca "kayak yapılan şehir" olarak tanımlamak büyük haksızlık.Kayseri; tarihiyle, kültürüyle, gastronomisiyle, spor altyapısıyla, doğal zenginlikleriyle ve insanıyla çok daha büyük bir hikâye anlatıyor. İki gün sonunda anladım ki Kayseri sadece gezilen bir şehir değil, hissedilen bir şehir. Ve sanırım bu yüzden insan ayrılırken aklında tek bir cümle kalıyor
İyi ki gelmişim.
- Geri
- Ana Sayfa
- Normal Görünüm
- © 27 Şubat 2007 Turizmin Sesi

Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.