27 Mayıs 2022
  • İzmir21°C
  • İstanbul19°C
  • Antalya27°C
  • Ankara14°C

“YABANCI DİL BİLMEYEN REHBER” SAFSATASI

Sedat BORNOVALI

03 Mayıs 2022 Salı 12:54

TURİZMİN SESİ


Son zamanlarda ortaya atılan “Yabancı Dil Bilmeyen Rehber” oksimoronu, pazarın sınırlı bir kısmında çalışan acentelerin, işgücüne zahmetsizce erişim için uydurdukları bir formüldür. Dünyada kabul görmüş turizm pratiklerine uymadığı gibi ulusal çıkarımıza aykırıdır.

Yabancı dil öğrenmek mümkündür. Öğrencilere bu koşul dayatıldığında bile motivasyonsuzluktan ötürü başa yönü tercih edenler bulunmaktadır. Bu motivasyonu kaldırmak “yerlilere hizmet fırsatı vermek” gibi çekici cümlelerle, kısıtlı sayıda acenta için daha kolay işgücü erişimi anlamına gelir ancak bu rehberleri “ülkemizi yabancılara tanıtma” dairesinden çıkartır.

“Ülkemizi yabancılara tanıtamayacak rehber” diye bir kavramı oturtmak turizm vizyonumuza, yabancı turistlerin de getirebileceği refahı 81 ile yayma arzumuza zıttır. “Sonra piyasa isterse daha çok para kazanmak için yabancı dil öğrenir.” türünden ifadeler temenniden öteye gitmez ve idarenin düzenleyicilik vazife ve iradesine aykırı olarak öne sürülmektedir.

Çoğunluk olduğunu iddia eden sınırlı sayıda acentenin iddialarının aksine “Türkçe rehber bulamadığımız için gezdirilemedik” diye bir tüketici şikâyeti henüz yansımamıştır.

Olmayan bu soruna çözüm iddiasıyla, hayali bir yokluktan kurtulabilmek için, yabancı dil bilmeyen düşük vasıflı adayların Türk ziyaretçilerin hizmetine sunulması fikri kendi vatandaşımızı da ikinci sınıf ziyaretçi durumuna düşürmekte, tahkir etmektedir.

Turizm endüstrisinin işveren kesimi bazen sadece ucuz işgücü̈ temin etmek için bazen de gerçekten samimi ancak sebep-sonuç ilişkisi içermeyen bağlantılar kurarak Yabancı dil sınavı geçemeyen adayların eğer önlerinde sadece bu sahte “engel” kaldıysa yine de mesleğe kabul edilerek yerli turistlerle çalışma yetkisi kazanması gerektiğini savunmaktadır.

Bireysel tüketicilerden bu tür şikâyetler hiç gelmemekte ancak seyahat acentelerinin bu yönde temelsiz iddiaları sürmektedir. Ayrıca, kendi vatandaşımızın daha düşük kalitede hizmet almasında bir sakınca görülmediği şeklinde de yorumlanabilecek bu söylem her türlü̈ mantık silsilesinden uzaktır.

Nitekim AB standartlarına bakıldığında da CEN 15565 içinde yabancı dil bilmenin mutlak bir şart olduğu açıkça görülecektir. “Çok yüksek ortalamalı ama dil bilmeyen” mezunlara iş fırsatı gibi öneriler de göz boyamadan ibarettir.Yoğun emek gerektiren yabancı dil bilgisi edinme sürecini ihmal eden öğrenciler varsa bunların diğer derslerdeki ortalamasının yüksek olması olağandır ve başarı olarak nitelendirilemez.

Anlaşılacağı gibi, ilk anda kulağa anlamlı gelebilen bu talep aslında büyük ölçüde demagojiden ibarettir. Turist Rehberliği eğitimi alan her öğrencinin dünyadaki potansiyel 8 milyar kişiden bir kısmını ağırlamaya yönelik olarak hazırlanması esastır. Aynı 2 veya 4 yıllık eğitimden geçen adaylar arasında bazılarının sadece 80 milyon Türk vatandaşına hizmet vermekten fazlasını yapamayacak olması öğrenciye devlet tarafından yapılan yatırımın büyük kısmının da ziyan olmasına yol açar. Vergi / milli servet ziyanıdır; kamu zararıdır.

Ayrıca turist rehberliği mesleğinin hedefi, ülkemizin jeopolitik konumu ve tarihteki yeri göz önüne alındığında sadece “güzel geziler yapılmasına” eşlik etmekten ibaret değildir.

Uluslararası platformlarda ulusça önyargılarını yıkmakta çok zorlandığımız yabancılar, özellikle batı ülkeleri, turizm aracılığıyla yurdumuzu daha yakından tanıyabilmekte, burada turist rehberlerinin dolaysız açıklamaları belirleyici bir “yumuşak diplomasi” işlevi görmektedir. Yetişmiş turist rehberlerinin bir kısmının bu görev açısından yetersiz olabilmesini baştan kabullenmek bu eğitimin ve mesleğin çapını, etkisini kabul edilemeyecek kadar düşürme riskini taşımaktadır.

Bu konudaki örnekleri uzatmak mümkündür. Kuşkusuz birçok alandaki üniversite eğitiminde müfredatta bazen eğitim süreci dışındaki sınavlar dışında hiç işe yaramayacak kalıntılar mevcuttur ve temizlenmeleri gerekebilir ancak turist rehberliği açısından yabancı dil bunlardan biri değildir ve yabancı dilin bir zorunluluk yerine bir seçenekten ibaret olabilmesi fikri rasyonellikten uzaktır. Yalnızca çok kısıtlı bir çevrenin temennisi olmaktan öteye gitmeyecektir.

“Yabancı dilin mesleğin önünde bir engel olduğu” gibi temelsiz iddiaların akademik dünya için de ortaya atıldığı hatırlanacaktır. 55’e değin düşen puan barajının şimdi yeniden yükselme yolunda olduğu YÖK’ün bir süre önce öğretim üyelerine yolladığı anketten anlaşılmaktadır.

Turist Rehberliği mesleğinin gerçekten olmazsa olmazı yabancı dil şartının bir engel olduğu iddiasında direnmek yerine ya dil bilen gençlerin bu mesleğe yönlendirilmesi sağlanmalı ya da mutlaka 1 yıllık yabancı dil hazırlık programı zorunlu tutulmalıdır.

Tümüyle yabancı dille eğitim yapan bir üniversite olmamasına rağmen İTÜ’nün hazırlık programında başarıyı zorunlu koşması anlamlı bir örnektir. İTÜ’de İngilizce öğrenemediğini bu yüzden mühendis olamadığını iddia eden öğrenci bulunuyorsa da ciddiye alınmayacaktır.

Hemen hemen tümü devlete ait olan ormanlarımıza hizmet etmek üzere mühendis yetiştiren ve mezunlarının yurt dışıyla doğrudan bağlantısı olmaksızın devlet işletmelerinde çalışması öngörülen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi dahi zorunlu İngilizce hazırlık sınıfındaki başarının ardından öğrencilerini bilimsel eğitime başlatmaktadır.

Özü ülkemizi ve ulusumuzu tanıtmak olan rehberlik mesleği için yabancı dil konusunda bunlara benzer bir çözümün mutlaka uygulamaya geçirilmesi şarttır. İngilizceyi en baştan öğrenmiş rehberler dünyanın büyük kısmına hitap edebilecek durumda olacaktır. Ancak ülkemizdeki rehberler dünyada bir rekor sayılacak başarıyla, toplamda 40 ayrı dilde hizmet verebilecek durumdadır.

Yukarıda önerilen düzenlemeyle İngilizce hazırlık sınıfından sonra gelecek 2 veya 4 yıllık öğretim sırasında öğrencilerin ikinci bir yabancı dili öğrenmesi, mesleklerinde kullanması ve bu zenginliği muhafaza etmesi sürekli hâle gelecektir.

Geleceğimiz olan gençlerin, yaşları gereği önlerindeki uzun yaşama doğru birçok şeyi ertelemek eğiliminde oldukları bir gerçektir ve bu durum sonradan idrak edildiğinde üzüntü̈, pişmanlık ve bazen onarılmaz hasarlar ortaya çıkarabilmektedir. Bu nedenle “dersleri bitirip sonra bir gün nasıl olsa yabancı dili öğrenmek” hayali yerine yabancı dili öğrenmiş bireylerin mesleğe yönelik eğitilmesi ve bu süreçte dil zenginliklerinin daha da arttırılması benimsenebilecek yegâne yoldur.

Bununla birlikte rehberlik bölümlerinde, artık birçok üniversitede (yine İTÜ örneği hatırlanabilir) benimsendiği şekliyle bazı kültür derslerinin İngilizce (veya tercih edilecek farklı bir dilde) yapılması öğrenilmiş dilin akıcı olarak kullanılmasını ve ilerletilmesini de tüm eğitim süreci boyunca destekleyecektir.

Aynı şekilde büyük ölçüde demagojiden ibaret olan bir diğer iddia da yabancı dil bilmeden rehber olunabilmesinin önemli akademisyenlere rehberlik yolu açacağı ve yerli ziyaretçilerin onların anlatımlarından yararlanabileceği safsatasıdır.

Kuşkusuz akademisyenlerden kendi konularında son derece kıymetli bilgileri edinmek hem üniversite dünyasına dahil olarak hem de bunun dışarısında yaptıkları bilgi aktarımları aracılığıyla her zaman mümkündür. Turlarda da uzmanlık alanlarında bilgi aktarmaları hatta sohbet etmelerini engelleyen hiçbir durum söz konusu değildir.

Örneğin Mimarlık Fakültesindeki derslere de geleneksel yapım tekniklerini veya bezeme geleneklerini anlatmak üzere zanaatkârlar da davet edilebildiği gibi turlarda da akademisyenler konuşmacı olabilir. Ancak bir ahşap ustasına doğrudan akademik unvan tevdi edilmediği (veya onlar için öğretim üyeliği şartları yeniden düzenlenmediği) gibi rehberlik için gerekli şartları haiz olmayan akademisyenlerin de şartlar onlara göre uyarlanarak mesleğe kabul edilmesinde bir mantık çerçevesi bulunmamaktadır. Kuşkusuz turist rehberliği sadece “bazı konuları anlatmak”tan ibaret bir meslek değildir ve buna indirgenmemelidir. Bazı konuları güzel anlattıkları için rehberlerin akademisyen ilan edilmesi ne denli tutarsızsa, bireylerin akademisyen olduğu için tümüyle ayrı bir disiplin olan turist rehberliğine mensup ilan edilmeleri de aynı derecede tutarsız bir öneridir.

Rehberlik mesleğine ilgi göstermiş ve mensup olmak için gerekli eğitimi de alarak şartları tamamlamış birçok akademisyen zaten bulunmakta ve sayıları artmaktadır.

Temelsiz tartışmalara yol gösterici olabilmesi dileği ve saygılarımla,

 

Yorumlar
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.